15 Temmuz 2010 Perşembe

İç Ses Düşman Mı?


İnanmayı seçmek hem kolaydır hem de iyi hissettirir. İnandıklarımızın yok oluşunu görmekse, hem acı verir hem de kabullenmesi zordur. Bu yok oluş anları bizi karmaşık labirentlere sürükleyebilir, ışığımızı kaybeder hatta onu bulmak için çaba sarf etmeyi bile bırakabiliriz. Laf olsun diye ilerleriz, ne yol gösterici bir ok vardır ne de bir yaşam belirtisi o labirentlerin içinde. Kendimizle baş başa kalırız, iç sesi dinlemek öyle yorucudur ki, çünkü söylediği çoğu şey de haklıdır. Bunu biliriz. Bizi bir hayli suçlar, yargılar, tartar, uyarılarda bulunur. Tek seçenek iç ses olduğu için dinlenecek başka şey de yoktur. Mantığımız ve duygularımız artık dışarıya kapanmıştır. Kendi içinde kendi kısır döngüsünü çoktan yaratmıştır. Dışardan gelen sesler anlamsız mırıltılardan başka bir şey değildir artık. Varsa yoksa iç ses mevcuttur. Bazen, bizim dışımızda yeni bir birey olur iç ses. Onu sevmeyiz kimi zaman ama çoğunlukla haklıdır. Sadece doğruları kabullenmek zor olduğu için iç sese kulak vermemek, ilerde daha büyük düşüşlere sebep olabilir. Olabildiğince onu düşman değil de, dost yerine koymak bizim için daha mantıklı sonuçlar doğuracaktır. Onunla uzlaşabilmek, yorulduğumuzda bile onla kavga etmeyip, kulak asmak belki de uzak bir zamanda huzura kavuşmamızı sağlayacaktır.

1 yorum:

Basak dedi ki...

Sanırım o duyduğun iç sesin değil, sadece saldırmaya,kaçmaya, korunmaya, kaygı ve strateji geliştirmeye programlı zihninin sesi. Yani ego konuşuyor, her zamanki gibi acımazsızca...
İç ses azarlamaz, yargılamaz, kızmaz, strateji geliştirmez. Kalpten gelir ve sadece senin için doğru olanı söyler.Fakat onu duymak için sürekli feryat figan halinde bas bas bağıran zihnin sesini kesmek, en azından azaltmak gerekiyor. Bu konuda yazılmış en anlamlı kitap olduğunu düşündüğüm Eckhart Tolle'ün "Varolmanın Gücü" adlı kitabını okumadıysanız, tavsiye ederim.


Lütfen bu sitedeki görselleri ve yazıları izinsiz kullanmayınız..