29 Nisan 2012 Pazar

28 Nisan 2012 Cumartesi

Hangi Hikaye


Eskiden aynı hikayenin oyuncularıydık, yazar bizi türlü tesadüflerle bir araya getirirmeye çalışırdı. Biz de karşı çıkmazdık bu duruma. Örneğin; sen köşe başında beliren simitçiyken, ben de elindeki kahvesini üstüne dökmüş, ofise yetişmeye çalışan kızdım. Çantamdaki peçeteyi çıkarmaya çalışırken, göz göze gelirdik hiç beklenmedik bir biçimde, onca kalabalık sanki durur, zaman akıcılığını yitirirdi. Ne mi düşünürdük o an? Rüzgar çok mu sert esiyor, akşama ne yesem, hafta sonu sinemaya mı gitmeli yoksa tiyatroya mı, maaşımı zamanında alabilecek miyim…Hayır. Bunlardan hiç biri değildi aklımızdan geçenler. Niye onca insan donakaldı da, bu iki kişi seçildi bu kaosta…Diğerlerinin bedenleri ve hafızaları donmuşken, bizdeki akıl almaz algı da neyin nesiydi, hikayenin hangi bölümündeydik, bir daha kaçıncı sayfada hangi işi yaparken, zamanı durdurup, bakışabilecektik, o zaman neler geçecekti aklımızdan…
Vakit ilerledikçe, yazar bizi karşılaştırmaktan vazgeçti, kesişmeyen hikayelerin yalnız kahramanları olup çıktık, ne üstüme kahve döküldü, ne de -çıtır simidim var abla- diyen sesini duydum. Varsa yoksa, donuk sokak lambalarının altında yürüttü beni yazar, yürürken evlerin demir korkuluklarında parmaklarımı kaydırdım, içime çektim kuru soğuk havayı, sus dedi yazar; anlatma ulu orta her şeyini, gizemini korumalısın dedi. Gizem dediği neydi ki? Okuyucunun çözemediği ama merakını arttıran karakter ve olaylar silsilesi mi, yoksa küçük tesadüflerin soğukkanlı katili mi?
Cevap; her ikisi de değildi. Gizem, yalnız karakterlerin farklı hikayelerde birbirinden habersiz geçmişlerini geri dönüşüm kutusuna atmalarıydı; çünkü sahip olacağın geçmişi bilememek ve seçememek de, en az geleceğin belirsizliği kadar gizemliydi.

26 Nisan 2012 Perşembe

Çok yaşa sen Clara Luzia



I gave my bird away
released it on a winter's day
I hid the cage away
in the darkest corner of my cave

drew circles in the snow
developed a strong vertigo
I tried to forget
but memories are like tattoos

I carry them with me
my body is a diary
it might not show it right away
but it remembers every day

I write on paper not my skin
read my arm like poetry
scars cover memories
they keep them safe, lock them away

I carry them with me
my body is a diary
read me like poetry
my body is a diary

I will gain peace of mind
the day I let myself rewind
will read my diary like poetry

23 Nisan 2012 Pazartesi

Bir araya gelmek

Bu aralar karışığım ben yine...aslında o kadar doluyum ki, filmler, tiyatrolar, arkadaş görüşmeleri, nikahlar, davetler...ve hala da bir dolu şeye gitmek için zaman bulmaya çalışıyorum. Resmen zaman bana artık yetersiz gelmeye başladı, bu ara beni en üzen şeylerden biri okumaya vakit ayıramamak, daha doğrusu vakit olsa da, eskiden bir ritüel benzeri, konsantrasyonumu topladığım ve inanılmaz keyif aldığım vakitleri yakalayamamak. Kitabımla yalnız kalmak istiyorum, karakterler, atmosfer ve ben bir arada olmalıyız, dışardan sesler, kafada başka düşünceler olmamalı. Kitap o şekilde okunmaz, her bir kelime kendi ağzından çıkmışcasına; heyecan, sevinç, kızgınlık, tedirginlik, vurdumduymazlık, tutarsızlık vb. gibi bütün duyguları bana yaşatmalı. Bir bütün olmalıyız onla, bunu yapamadığım bu günlerde fazlasıyla yalnızlık hissediyorum. En yakın zamanda dostum olan kitapların bana geri dönmesini ve geçirdiğimiz o muhteşem zamanlara geri dönmeyi hayalliyorum.

Lütfen bu sitedeki görselleri ve yazıları izinsiz kullanmayınız..