27 Aralık 2010 Pazartesi

Dusty words

Olan, biten, sönen, geçen, duran, saklanan, tükenen ne varsa sonuna nokta.

All those dirty words

They make us look so dumb

Been drinking far too much

And neither of us mean what we say

WELL YOU AND I

COLLAPSED IN LOVE

AND IT LOOKS LIKE WE

MIGHT HAVE MADE IT, YES

IT LOOKS LIKE WE'VE

MADE IT TO THE END

What happened to us

Soon it will be gone forever

Infatuated only with ourselves

And neither of us can

think straight anymore

19 Aralık 2010 Pazar

İtalyan dostum

Carlo Collodi'nin yaratısı olan, hepimizin sevimli yalancı olarak tanıdığı, İtalya diyarlarından bir konuğumuz olacak...ve huzurlarınızda şahsına münhasır Pinocchio...

Nutelle kavanozuyla birbirimize bakarken, ki ben hiç sevmem nutellayı(!).. Tamam Pinocchio yalan söylemenin cezasını aldın, ben de nasiplenmeyeyim boş yere..Kim efendim ben mi sevmem nutellayı, bıraksanız içinde bile yüzerim:)

2010 ağır ağır maziye karışmak üzereyken, pinocchio ve ben size yalansız dolansız, kırmızı balonlarla dolu, bol gülünesi bir yıl diliyoruz...


Bu arkadaşla aramda olan samimiyete fazla kanmayın, kendisi pek şımartılmaya gelmez

13 Aralık 2010 Pazartesi

Sartre-Bulantı (1)


"Hiç macera yaşamadım. Bazı öyküler yaşadım, bazı olaylarla karşılaştım, başıma olaylar geldi, artık adını siz koyun. Fakat bunların hiç biri macera değildi. Bu bir kelime sorunu değil. Şimdi anlamaya başlıyorum, kendimde bir şey var ki farkında olmadan her şeyden çok önemsiyorum. Bu sevgi değil...Tanrı da değil...Ne ün, ne de zenginlik...Bu...Yaşantımın eşi olmayan, değerli bir nitelik kazanacağını ara sıra düşünüyordum. Bunun için olağanüstü koşullara gerek yoktu. İstediğim biraz kesinlikti. Şimdiki hayatımın hiç bir parlak yanı yoktu.

...Her şeyden önce başlangıçların gerçek başlangıçlar olması gerek. Yazık! Şimdi ne istediğimi o kadar iyi görüyorum ki. Fark edilen yeni başlangıçlar trompet sesi gibidir. Birden ortaya çıkarlar, can sıkıntısına son veren sürekliliği pekiştirirler. Akşamların ardından seçilmiş akşamlardır bunlar. İnsan şöyle der 'gezmeye başladım bir mayıs akşamıydı'. Gezersiniz, ay yeni doğmuştur. Aniden bir şey olduğunu düşünürsünüz. Ne olduğunu bilmezsiniz, ama karanlıkta hafif bir tıkırtı, sokaktan geçen belirsiz bir gölge...Fakat bu belirsiz olaylar diğerleri gibi değildir. O zaman kendi kendinize bir şey başlıyor dersiniz..."



Fotoğraf: 2008, Lübeck trenini beklerken...

17 Kasım 2010 Çarşamba

The Smiths ve hissettirdikleri

Siz de benim gibi Smiths dinlemeyi sever misiniz? Patrick Morrisey'in ekolu sesi, yarı hüzünlü, yarı coşkulu melodilere eşlik ederken hayallere dalar mısınız? 80'lerin öncü alternatif rock gruplarından biri olan Smiths kurulduğunda adıyla da baya bir tepki toplamış ve döneminin şaşalı grup isimlerinin içinde basitliğiyle dikkatleri üstüne çekmiştir. 500 days of Summer filminde hatırlarsanız Smiths şarkılarına fazlaca yer verilmişti. Smiths sever olmayan biri bile o filmde bu müziğe kayıtsız kalamaz diye düşünüyorum...

Bu gece beni hayallere sürükleyen en sevdiğim Smiths parçası ise; "There is a light that never goes out"



Gelin kulak verelim;
Take me out tonight
Where there's music and there's people
Who are young and alive
Driving in your car
I never never want to go home
Because I haven't got one anymore

Take me out tonight
Because I want to see people
And I want to see life
Driving in your car
Oh please don't drop me home
Because it's not my home, it's their home
And I'm welcome no more

And if a double-decker bus
Crashes into us
To die by your side
Is such a heavenly way to die
And if a ten ton truck
Kills the both of us
To die by your side
Well the pleasure, the privilege is mine

Take me out tonight
Take me anywhere, I don't care
I don't care, I don't care
And in the darkened underpass
I thought Oh God, my chance has come at last
But then a strange fear gripped me
And I just couldn't ask

Take me out tonight
Oh take me anywhere, I don't care
I don't care, I don't care
Driving in your car
I never never want to go home
Because I haven't got one
No, I haven't got one

And if a double-decker bus
Crashes in to us
To die by your side
Is such a heavenly way to die
And if a ten ton truck
Kills the both of us
To die by your side
Well the pleasure, the privilege is mine

There is a light that never goes out
There is a light that never goes out
There is a light that never goes out
There is a light that never goes out

24 Ekim 2010 Pazar

Poetry in Motion


Johnny Tillotson - Poetry in Motion
Yükleyen Pam1927. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Biri beni 50'li veya 60'lı yıllara gönderse ve sadece kırmızı rujumu sürüp, kabarık elbiselerimle dans etsem olmaz mı? Gerisini de boşversem..Tek bir günüm böyle olsa dahi razıyım!

17 Ekim 2010 Pazar

"A smile is the universal welcome"


There are times that we hide our sadness and memories behind a quick smile, there are times we exchage our tears with a smile, there are times we share our smile to make surprises...and there are times we just smile without a reason...

The robbed that smiles, steals something from the thief. ~William Shakespeare, Othello

7 Ekim 2010 Perşembe

Anlık gürültüler


Bugün bir ara kafam çok bulanık, aklım hangi işi öne koysam, acaba yetişir mi gibi sualleri kendine yöneltirken. Çok sevdiğim bir arkadaşın gönderdiği CAN YÜCEL şiiri üzerine, ağzımdan dökülmesi gerekirken elimin klavyedeki sevimsiz tuşlar üzerinde düşünmeksizin, ahenkli hareketiyle bir anda şunlar dökülüverdi...

Reçetesi yok ki bu işin. Yaşama ve hissetme işlevleri komple bilince bağlı sistemler değil. Devreyi kapattım, sinyal yok denecek bir durum olsa keşke ortada.
Devre parametreleri de ölçülebilen fiziksel büyüklükler olsa ama nerdeee..varsa yoksa insanoğlu tanımlanamayan bir hal içinde..neye ne tepki veririz, olmaz dediğimizi oldururuz, yasak olanı severiz, acı çeksek de engelleyecek bir formül bulmayı beceremeyiz..Tamiri kolay olmayan mekanizmalar bütünü olarak devam ederiz yolumuza, bakarsın bir gün wall-e gibi bütün devreleri çalıştıracak bir yaratıkla karşılaşırız. Sonra yine o tanımlanamaz mekanizma silsilesi içinde kim bilir nerden nereye sürükleniriz. Hangi anahtar yanar, hangi anahtar sönük kalır..Gün gelir devreyi doğru bağladık mı ki kısa devre olmadı ya da en fişeklisinden bir kısa devre yaşayıp, onarım aşamasına da geçebiliriz..kim bilir ki..

çoktandır yazamadığım ama özlediğim bloguma, bu gecelik bu satırlar eşlik etsin..Bu arada o CAN YÜCEL şiirini merak edenler olursa da; adı "Ucundan Tutarak Yaşamak".

Saatin 11:52yi gösterdiği bu anı sessiz bırakmak da olmaz...

Lütfen bu sitedeki görselleri ve yazıları izinsiz kullanmayınız..