17 Kasım 2010 Çarşamba

The Smiths ve hissettirdikleri

Siz de benim gibi Smiths dinlemeyi sever misiniz? Patrick Morrisey'in ekolu sesi, yarı hüzünlü, yarı coşkulu melodilere eşlik ederken hayallere dalar mısınız? 80'lerin öncü alternatif rock gruplarından biri olan Smiths kurulduğunda adıyla da baya bir tepki toplamış ve döneminin şaşalı grup isimlerinin içinde basitliğiyle dikkatleri üstüne çekmiştir. 500 days of Summer filminde hatırlarsanız Smiths şarkılarına fazlaca yer verilmişti. Smiths sever olmayan biri bile o filmde bu müziğe kayıtsız kalamaz diye düşünüyorum...

Bu gece beni hayallere sürükleyen en sevdiğim Smiths parçası ise; "There is a light that never goes out"



Gelin kulak verelim;
Take me out tonight
Where there's music and there's people
Who are young and alive
Driving in your car
I never never want to go home
Because I haven't got one anymore

Take me out tonight
Because I want to see people
And I want to see life
Driving in your car
Oh please don't drop me home
Because it's not my home, it's their home
And I'm welcome no more

And if a double-decker bus
Crashes into us
To die by your side
Is such a heavenly way to die
And if a ten ton truck
Kills the both of us
To die by your side
Well the pleasure, the privilege is mine

Take me out tonight
Take me anywhere, I don't care
I don't care, I don't care
And in the darkened underpass
I thought Oh God, my chance has come at last
But then a strange fear gripped me
And I just couldn't ask

Take me out tonight
Oh take me anywhere, I don't care
I don't care, I don't care
Driving in your car
I never never want to go home
Because I haven't got one
No, I haven't got one

And if a double-decker bus
Crashes in to us
To die by your side
Is such a heavenly way to die
And if a ten ton truck
Kills the both of us
To die by your side
Well the pleasure, the privilege is mine

There is a light that never goes out
There is a light that never goes out
There is a light that never goes out
There is a light that never goes out

24 Ekim 2010 Pazar

Poetry in Motion


Johnny Tillotson - Poetry in Motion
Yükleyen Pam1927. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Biri beni 50'li veya 60'lı yıllara gönderse ve sadece kırmızı rujumu sürüp, kabarık elbiselerimle dans etsem olmaz mı? Gerisini de boşversem..Tek bir günüm böyle olsa dahi razıyım!

17 Ekim 2010 Pazar

"A smile is the universal welcome"


There are times that we hide our sadness and memories behind a quick smile, there are times we exchage our tears with a smile, there are times we share our smile to make surprises...and there are times we just smile without a reason...

The robbed that smiles, steals something from the thief. ~William Shakespeare, Othello

7 Ekim 2010 Perşembe

Anlık gürültüler


Bugün bir ara kafam çok bulanık, aklım hangi işi öne koysam, acaba yetişir mi gibi sualleri kendine yöneltirken. Çok sevdiğim bir arkadaşın gönderdiği CAN YÜCEL şiiri üzerine, ağzımdan dökülmesi gerekirken elimin klavyedeki sevimsiz tuşlar üzerinde düşünmeksizin, ahenkli hareketiyle bir anda şunlar dökülüverdi...

Reçetesi yok ki bu işin. Yaşama ve hissetme işlevleri komple bilince bağlı sistemler değil. Devreyi kapattım, sinyal yok denecek bir durum olsa keşke ortada.
Devre parametreleri de ölçülebilen fiziksel büyüklükler olsa ama nerdeee..varsa yoksa insanoğlu tanımlanamayan bir hal içinde..neye ne tepki veririz, olmaz dediğimizi oldururuz, yasak olanı severiz, acı çeksek de engelleyecek bir formül bulmayı beceremeyiz..Tamiri kolay olmayan mekanizmalar bütünü olarak devam ederiz yolumuza, bakarsın bir gün wall-e gibi bütün devreleri çalıştıracak bir yaratıkla karşılaşırız. Sonra yine o tanımlanamaz mekanizma silsilesi içinde kim bilir nerden nereye sürükleniriz. Hangi anahtar yanar, hangi anahtar sönük kalır..Gün gelir devreyi doğru bağladık mı ki kısa devre olmadı ya da en fişeklisinden bir kısa devre yaşayıp, onarım aşamasına da geçebiliriz..kim bilir ki..

çoktandır yazamadığım ama özlediğim bloguma, bu gecelik bu satırlar eşlik etsin..Bu arada o CAN YÜCEL şiirini merak edenler olursa da; adı "Ucundan Tutarak Yaşamak".

Saatin 11:52yi gösterdiği bu anı sessiz bırakmak da olmaz...

17 Eylül 2010 Cuma

Sahipsiz Adımlar


Kayboluşun peşinden sürüklenmek mi?..aslında buna pek sürüklenmek denmez; çünkü bu istemli bir eylem haline dönüşmeye çoktan başladı.
Gizli sınırlar arkasında yer almak, hepimize o kadar çekici gelmese de, yarattığı merak duygusu çoğumuzun aklını kurcalamaktadır. Çevrenizdeki görünmez insanları bir düşünün; sokaktan geçen satıcıyı, yolda top oynayan çocuğu, geçerken gözünüzü üstünden ayıramadığınız o üniformalı genci...belki bir gün o sınırın arkasında beraber yer alacaksınız. İşte o zaman içinizdeki ortak serzenişler, haykırışlar ortaya çıkmaya başlayacak. Aynı gök yüzüne bakıp, farklı hayallere sahip olmak bizi birbirimizden nasıl ayırt ediyorsa...Bir gün bu sınırlar da, bizimle diğer insanlar arasındaki gizli çizgiyi oluşturmaya başlayacak...

Neden mi bahsediyorum ben? Kendimi anlayamamaktan, diğerlerini ise hiç anlayamamaktan ve belki de içimde dönen sorgu sual meselesini açıklığa kavuşturamamaktan...

13 Eylül 2010 Pazartesi

10 Eylül 2010 Cuma

Ne oldu ki?

Hey baksana, eğer hayat sana iyi davranmıyorsa bu aralar..oyunbozanlık yapacağına,

Kendine gidip pespembe bir pamuk şeker alsan diyorum...

Sonra kaldırsan başını, derin bir nefes alıp, bir süre gözünü ayırmadan gökyüzüne baksan...

Etrafındakikere bakmayı değil de görmeyi denesen; ve fark etsen artık gözlerinin içi gülen çocukları...

Yanında hep olmasını istediğin arkadaşına elini uzatsan...

Bu arada "yaşım kaç mı olmuş?"demek yerine...gidip kendine yeni oyuncaklar alsan...

Daha iyisin değil mi şimdi?

Bunu da tıklayıp dinlersen...yüzün daha bir gülecek sanki ;)

Lütfen bu sitedeki görselleri ve yazıları izinsiz kullanmayınız..